BiR ÜLKE NASIL YENiLENiR ? 12.07.2003

iLK SÖZ

Çare yok mu ? Elbette var !.. Isterseniz söze Istanbul’dan baslayalim.. Kamuoyunda, ülkemizin gözbebegi bu tarih ve kültür kentinin içine düstügü yerlesim kaosundan, deprem tehlikesinin yarattigi güven bunalimindan ve nice iktidarlarin mirasi bilinçsiz yapilasmanin kisir döngüsünden kurtulmasi gereginde bir fikir birligi olusmustur.. Uzun yillarin birikimi “sadece sayisal konut açigindan bahseden”, “nasil ?” sorusu sorulmadan sürdürülen son derece yanlis sehirlesme politikalarinin sonucu ortadadir. Yapi stokunun % 60’i fiziki açidan bile tehlike arz eden, enerji, ekoloji ve sosyal gereksinimlere hiç cevap vermeyen, büyük ölçüde “bina yiginlarina dönüsen”, adeta bir hormonlu kent ile karsi karsiyayiz..

Kentin büyüklügü artik, müspet yönde lokal girisimlerin ve iyi niyetli yöneticilerin basarisini gölgeleyecek yapidadir. Yani konu, mahalli idarelerin gayretlerini asan, bir devlet politikasi olusturmanin ihtiyacini hissettiren konumdadir artik.. Diger kentlerimizin Istanbul’a göre çok sansli olduklarini söylemek de gittikçe zorlasmaktadir... Bu mega kentte hayata geçirilecek dogru örneklerden yola çikarak, ülke genelinde sürdürülecek bir “konut politikasina” veri teskil etmesi temennisi ile asagidaki çalisma görüslerinize sunulmustur.

NELER OLUP BiTMEKTE ?..

Önce “insan” olmak düsüncesinin gereklerini yerine getirmek, sonra da ülkemiz ve dünyamiza karsi sorumluluklarimizin icabi olan önlemleri almak zorundayiz. Sunulan raporun geri planinda, kirki askin degerli Türk bilim adaminin katkisi mevcuttur. Bu arastirmalari ve uygulamalari yürütmek için gereken bilgi birikimine, ne mutlu ki en üst düzeyde sahibiz. Yani teknik bagimlilik söz konusu degildir. Aksine, bu konularda örnegin; Anadolu günes uygarligi ve ahsap yapi gelenegi açisindan en zengin kültür mirasina sahip olan ülkeyiz. Enerjiye iliskin yurt disindaki Türk uzmanlarin ise, kendi konularinda dünya öncüleri olduklarini ve bize katki verdiklerini söylemek kivanç vericidir. Ne var ki, en az 30 yildir, adeta bilinçli bir sekilde enerji-ekoloji ve ahsaba iliskin konularin milli egitim sisteminden çikartilmasini saglamis, iyi niyetinden süphe edilen bir egitim erkine sahip oldugumuzu da itiraf etmek gerekmektedir.



Sonralari, “bilinç miladi” olarak adlandirilan yetmisli yillarin petrol krizinden bu yana geçen iktidarlar dönemlerinde, “peki biz ne yaptik” sorusunun elle tutulur bir yanitini bulmakta hayli zorlaniyoruz.. “Aman petrol, canim petrol” sarkisinin o yillardan bu güne, tek akilda kalan enerji söylemi olmasi, güldürücü oldugu kadar da düsündürücüdür.
Bu dönemler boyu, ülke içinde ve disindaki bazi çikar çevrelerinin isine geldigi için ihtiyaç fazlasi enerji senaryolari yarattik. Bu maksatli kurgunun inandiriciligini saglamak için ;

Önerdigimiz model ile; Ülkemizin her yil disariya ödedigi yaklasik 20 milyar dolar enerji bedelinden, sadece dogru planlama ve malzeme seçimi ile % 25 oraninda kurtulabilecegimizi anlatmaya çalisiyoruz. Alinacak mekanik ve elektronik önlemlerle ise tasarrufun % 50’ye ulasacagini, giderek “arti enerji” yapilarinin ortaya çikacagini dile getiriyoruz. Çünkü ; asagidaki tabloda görüldügü gibi, kapali alanlarda alinacak önlemler, tüm enerji tüketiminin en az yarisini ilgilendirmektedir.. Ülkemizde, enerjinin %25’i konutlarda tüketilmektedir.. Yani konutlarin kapali alanlardaki payi % 50 dir.. Bu oran, konut sektöründe alinacak önlemin önemini vurgulamaktadir..

O yüzden, yeni ve eski yapilara yönelik; enerji, ekoloji, malzeme ve yapi teknikleri adina alinacak bilimsel önlemler, ülkemizin en büyük harcamasi olan enerji giderlerini yariya kadar azaltmaya yönelik en emin yolunu açacaktir..

En az otuz yildir dünyanin gündeminde olan ve örnekleri hizla çogalan bu çalismalarin ülkemize tasinabilmesi için, sivil toplum örgütlenmesi içinde arastirma ve uygulamalarimizi sürdürmekteyiz. Mutlu bir bulusma sonucu, Orta Dogu Teknik Üniversitesindeki, “Enerji ve Ekoloji” baslikli sunumumuzu izleyen Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakani Sayin Hilmi Güler’in sicak ve bilinçli destegi ile, “Kendi Enerjisini Üreten konut ve Ilkögretim okulu” çalismamiz, Bakanligin sahiplendigi projeler olarak, hayata geçmek üzere desteklenmistir.

Bu raporun amaci ise, simdilik 150 aileye yönelik bir toplu yerlesim modelini irdeleyip gerçeklestirmek ve bu düsünceleri halka mal edecek yapilanmanin önünü açmaktir. Bu gayretlerin, basarilacak isin geregine ve önemine inanmis devlet adamlari tarafindan sahiplenilmesi halinde, birçok sanal ve bürokratik güçlügün baslangiçta bertaraf edileceginin bilincinde ve beklentisindeyiz..

Bu konu, bir mimarlik, mühendislik hizmeti olmanin boyutlarini çoktan asmistir. Bizce bu gayretler bir “insanca var olma !” savasidir. Ya aklin yolunda ülkemiz ve insanlik adina çözümler üretiriz ya da asirlar boyu süregelen, enerji adina sürdürülen vahsi serüvenin basit piyonlari oluruz.. Çünkü, son yillarda yasadigimiz örneklerde de görüldügü gibi ;


SEHiR PLANLAMASI AÇISINDAN YAKLASIM

Arazi kullanim kararlari ile, yerlesmede en az enerji sarfiyati olusturacak bir düzen yaratilacaktir. Bu durum, planlama pratigimiz içinde simdiye dek göz ardi edilmistir. Oysa daha planlama asamasinda gereksiz enerji kullanimlarini ortadan kaldirmak mümkündür.

Düsündügümüz örnek konut yerlesimi;

1- Optimum enerji kullanimi,
2- Sifir deprem riski,
3- Saglikli bir kent dokusu ve
4- Ekolojik döngüyü engellemeyen yapisi ile büyük kentlerimizin yeniden insasina yönelik bir model çalismasidir.

Gerekli parsel alani hesabi için, asagidaki tabloda görüldügü gibi planlamaya 150 aileye hizmet edecek bir mahalle olusturmak amaci ile, üç tip yapi ile baslandi. Yapilarin tümü ahsap tasiyicilidir. Bu bir ön kabuldür ve yazi içinde irdelenecektir. Yapilarin parsel sinirlarina olan uzakliklari için, 3194 sayili Imar Kanunu ve Yönetmeliklerindeki degerler kabul edilmistir.

Tablo :1

Kat Sayisi Yapi Yüksekligi (m) Yapi
tipi
Yapilar Arasi
Uzaklik (m)
Aile Basina Ortalama
Parsel Alani (m2)
1 Yapi Için Gerekli Olan
Parsel Alani (m2)
1 Katlı 3,50 Müstakil
150 m2
11,8 440,0 440,0
2 Katlı 6,50 Ikiz-dubleks
2x120 m2
11,8 293,0 585,0
3 Katlı 12,50 Bir katta-çift daire 2x100 m2 23,6 98,0 m2 782,0

Asagidaki tablodan ise, anlasilmaktadir ki, arazilerin optimum kullanim amaci bahane edilerek yüksek yapilara yönelmek, binalar arasi bilimsel mesafelere uyulmasi halinde, hiç de tahmin edildigi gibi akillica degildir. Örnegin, 12 katli benzer daire büyüklügündeki binada daire sayisi % 300 artarken, arsa alaninda sadece % 7 tasarruf saglamaktayiz (98 m2 den 91.5’e). Bu açidan bakarsak, 8 kattan yüksege çikmak, ne yapi ekonomisi ne de arsa kullanimi açisindan dogrudur.

Tablo: 2

6 Katlı 18,50 Bir katta-çift daire
35,4 89,0 1074,0
8 Katlı 24,50 Bir katta-çift daire
47,2 76,6 1225,0
12 Katlı 36,50 Bir katta-çift daire 70,8 91,5 m2 2196,0

Bu yöndeki yüksek kat egilimli yaygin uygulamalarin; bilimsel olmayan yanlis bir degerlendirme ve rant kaygisindan kaynaklandigini söylemek yanlis olmaz. Tasidiklari çesitli risklerin yaninda en önemlisi olan deprem riskini karsilayabilmek için yapilmak zorunda olan ilave harcamalar göz önüne alindiginda ise, bu tip yapilarin ülke planlamasina ve ekonomisine katkisi oldugunu iddia etmek, akil disidir.

Sekiz kat, parsel alani bakimindan optimum degeri vermesine ragmen, asansör gerektirmeyen sinir olan dört katta kalma karari verilmistir. Bu bize asansör maliyetinden kaçinarak önemli bir ekonomi getirecektir. Asagidaki uluslararasi örneklerde ve ülkemizin tarihi yapilarinda görüldügü gibi alti kata kadar ahsap konut yapmanin hiçbir teknik sakincasi yoktur.


ülkemizden

amerika'dan

Fakat, yapi yönetmeliklerimizin çagdisi kalmis “iki kat” sinirlamasini simdilik dört kata tasimak, bir geçis dönemi hizmeti olarak görülmüstür.. Yapilan kamuoyu yoklamalarinda % 98’in üzerinde tek veya iki katli evlerde oturma özleminin karsiligi da, seçilen modelde; müstakil ve ikiz, bir ve iki katli evler ile % 68 oranda karsilanmistir.

Asagidaki tabloda ise, birinci tablodaki degerlerden yola çikarak, optimum iklimlendirmeye dayali konut alani tasariminda gerekli yapi ve arazi alanlari hesaplanmistir. Bu tabloda; 1 katli Yapilarin yaklasik, 10x15=150 m2 , 2 katli yapilarin 10x12=120 m2’lik dubleks ünitelerden olusan ikiz evler ve 4 katli yapilarin 15x15= 225 m2’lik 1 katta 100m2 lik 2 daire seklinde olacagi varsayilmistir.

Kat Sayisi Parsel Alani (m2) Yapi Adedi Toplam Aile Sayisi Toplam Yapi Insaat Alani (m2) Net Konut Parsel Alani (m2) Toplam Ort. TAKS Kentsel Donati Alanlari (m2) Toplam Yerlesim Alani (m2)
1 440 52 52 7.800 22.880 0,40 34.320 57.200
2 585 25 50 3.000 14.625 0,40 21.937 36.562
4 782 6 48 1.350 4.692 0,60 3.128 7.820
Toplam - 83 150 12.150 42.197 0,42 59.385 101.582

Bu analiz sonunda görülmüstür ki, 1-2 ve 4 katli yapilarin bir arada kullanilmasiyla planlanacak toplam 150 ailenin yer alacagi bir konut alaninda ortalama olarak 600 kisi yasayacaktir (1 aile, ortalama 4 kisi olarak kabul edilmistir) Bu yerlesimde, 59 kisi/hektarlik bir yogunluk söz konusu olacaktir. Toplam insaat alaninin 12150 m2 oldugu göz önüne alindiginda, ortalama yapilasma yogunlugunun E=0.12 oldugu görülmektedir. Sosyal donati alanlari da yani; iç parklar, yollar ve diger açik ve yari açik servis mekanlari dahil edildiginde aile basina 101.582:150= 677 m2’lik bir alan düstügü görülmektedir.

YESiL ALANLAR VE EKOLOJiK DENGE

Yesil alanlar, kentlerde biyolojik çesitliligin sürdürülebilmesinde temel bilesendir. Ayni zamanda, insan ile yapi arasinda ölçüsel bir denge kurulmasina ve yasanilan bölgede insanlarin psikolojik doyuma ulasmasina hizmet eder. Oyun, spor, dinlence gibi örgütlenmis ve düzenlenmis islevlere açik mekanlar saglar. Her aileye ayrilabilecek küçük bahçelerde, kendi sebze ve meyvesini yetistirme olanagi sunar.

Ayrica yesil alanlar en önemli islev olarak, fotosentez nedeni ile havayi temizler. Rüzgar hizi düstükçe, bagil nem arttiginda insanin hissettigi sicaklik yükselmektedir. Dogru kurulmus bir yesil alan sistemi, örnegin; yapilasmis alanlar içine giren, özellikle hakim rüzgar yönüne kenti açan açik alanlar dizisi seklinde planlanan bölgeler olusturarak, kentin mikro klimasini iyilestirir.

Ortalama yüksekliginin üç kati kadar bir boyut içinde kentin kendine özgü atmosferi bulunur. Bu saptamayi su örnekle açiklayabiliriz; Iki katli yerlesme; atmosferi 18m yükseklige kadar etkilerken, örnegin 10 katli bir ortalama yükseklik, 90 m lik bir atmosfer tabakasini iklimsel olarak etkilemektedir. Böylece, gittikçe çevresel faktörlerden daha kalin bir tampon bölge ile izole edilmis sagliksiz yerlesimler dogmaktadir. Hava kirliliginin en çok etkili oldugu bölgeler, dogal akimlarin engellendigi, yani yüksek yapilarin yogun bulundugu bölgelerdir.

Buralarda isi, çevresindeki açik alana göre gündüz en az 2º C, gece yaklasik 7º C daha yüksek, rüzgar hizi %20-30 daha düsük, bagil nem ise daha fazladir. Buradaki göreceli isinma, sigara dumani ile dolmus bir odada isinma benzeri, son derece sagliksiz bir enerji artisidir. Uygun konumda ve büyüklükte oldugu durumda açik alanlar kentteki hava akimini artirarak nem ve isi yogunlasmasini engeller. Yani bir anlamda kapali alanlarda gerçek enerji tasarrufu saglar.. Daha düsük isitma ve sogutma yükleri ile yasam konforu elde etmemizi olanakli kilar.

25 m2 yaprak alaninin günesli bir günde ürettigi O2 miktari insanin bir günde tükettigi O2 miktarina denktir. Bu yaprak alani, yaklasik olarak, izdüsümü 5 m2 bir agacin tasidigi yaprak yüzeyine karsilik gelir. Ancak, gece ve günessiz kis mevsimi dikkate alindiginda bir insanin yillik O2 gereksinimi için 150 m2 yaprak yüzeyi yeterlidir demek daha dogru olur. Bunun için kentte kisi basina 30-40 m2 agaç-çali-otsu bitkilerden olusacak yesil alan gereklidir. Bu hesaba göre bizim yerlesimimizde 30m2 X 600 kisi =18.000 m2 yesil alan olusturmanin gerekli oldugu ortaya çikar.. Yani toplam arsa gereksiniminin % 18-20 si kadar daha fazla arazi, ekolojik oksijen dengesinin kurulabilmesi için yeterli olacaktir. Bu katki ile birlikte, 150 aile için planlanan ideal kent yerlesiminin 101.582 + 18.000 = 119.582 m2 yani yaklasik 120 dönüm arazi = kisi basina 200 m2 gerektirdigi ortaya çikar.

ARAZi GEREKSiNiMi..

Dünya standartlarinda, bahçe olanakli ideal yerlesim yogunlugu, en çok 100 dönüme 150 kisi, yani kisi basina KB:666 m2 ile en az 10 dönüme 150 kisi KB:66 m2 araliginda degisirken, 30 dönüme 150 kisiye karsilik gelen, kisi basina KB:200 m2 den yola çikan bu planlamanin ülkemiz kosullarina ve bilimsel verilere en uygun çözüm oldugu kanaatindeyiz.

Türkiye’nin toplam alaninin yaklasik 800.000 km2 oldugunu, Devletin elinde ; tarimsal, daglik bataklik ve elverissiz alanlar disinda ortalama 400.000 km2 arazi oldugunu bilmekteyiz. Yukaridaki ölçekte bir yerlesim için, sosyal donatilar, yollar ve yesil alanlar dahil, kisi basina 200 m2 hesabi ile, 70 milyon nüfus için sadece 14 milyon dönüm, yani 14.000 km2 arazi gerekmektedir. Bu alan Ülke yüzölçümünün YÜZDE 1.75 ‘idir..

Ülkeyi boydan boya geçen 1500 km boyunda bir çizgi düsündügünüzde, 9.3 km eninde bir bantin tüm nufusu; bahçeli, enerji öncelikli, ekolojik ve saglikli bir yerlesime kavusturacagini kolayca hesaplayabiliriz. Gözde canlandirilmasi kolay olsun diye, normal bir karayollari haritasinda bu alanin ancak 5 mm yer tutacagini söyleyebiliriz. Asagidaki haritada kirmizi çizginin kapladigi alan ise, yukaridaki hesapla 150 milyonluk bir Türkiye nüfusunu barindiracak genisliktedir..



“Çok katli yapmaliyiz, çünkü yer yok !” diyenlerin ; BU HESABI BILMEYENLER oldugunu, sadece MEVCUT RANTLARIN KORUNMASINA VE YÜKSELMESINE hizmet ettiklerini
DÜSÜNMÜYOR MUYUZ ?

Çok katli olmak ugruna kalabaliklasan sehir merkezlerinde YARIM SAAT tikanan trafikte bekleyen bir aracin, açik bir yolda ayni süre içinde ve ayni benzinle sizi 50 km UZAKLIGA daha temiz hava kosullarinda, gürültüsüz ve stressiz götürebilecegini
BILIYOR MUYUZ ?

TOPLU TASIMAYA ÖNEM VEREREK ulasim sorununu çözdügümüzde, 70 milyon nüfusun ; BAHÇELI, MÜSTAKIL EVLERDE VE EN ÇOK DÖRT KATLI APARTMANLARDA en saglikli kosullarda yasayabilmesinin mümkün olacagini
GÖREMIYOR MUYUZ ?

200 YILLIK APARTMAN KÜLTÜRÜNE SAHIP FRANSA’DA 1963 YILINDA yapilan bir kamuoyu arastirmasinda halkin % 68’inin tek katli evde oturmak istediginin anlasildigini ve o tarihten beri iskan politikasinin EN ÇOK IKI KATLI KONUTLAR yönünde degistirildigini BILIYOR MUYUZ ?

Devlet Planlama Teskilati tarafindan 1992 yilinda Marmara Üniversitesine yaptirilan ankette 60.000 DENEK ile yapilan görüsme sonucunda Türk halkinin % 96 SININ TEK VEYA IKI KATLI EVDE oturmak istediginin anlasildigini BILIYOR MUYUZ ?

Tüm yönlendirme sorularinin DPT tarafindan titizlikle ayiklandigi bu ANKETIN KESIN SONUÇLARINA RAGMEN iskan politikamizda az katli konutlara dogru hiç bir degisimin görülmemesini
DÜSÜNDÜRÜCÜ BULMUYOR MUYUZ ?


NEDEN AHSAP ?

AHSABA YÖNELTILEN TEMEL SORULAR :
1- YANMAZ MI ?
2- ÇÜRÜMEZ MI ?
3- ORMANLAR YOK OLMAZ MI ?
4- SAGLAM OLUR MU ?
5- ÇOK KATLI OLUR MU ?
6- EKONOMIK OLUR MU ?

ve cevaplari :

Bütün bu tartismalarin özetini merak ediyorsaniz lütfen yukaridaki alti sorunun sadece ALTI ÇIZILI kisimlarini okuyunuz.. Yanitlari bulacaksiniz.. Bu güne kadar, bir çok üniversite ve halka açik platformlarda elliyi askin konferansda yaptigimiz gibi, yaklasik iki saat süren bir söyleside tüm delilleri önünüze sermek, dünyadan ve ülkemizden örnekleri bilimsel bir siralama ile sunmak mümkündür. Bu raporun kapsaminda simdilik asagidaki özet basliklarla, ahsap yapi sistemini seçmenin nedenlerini irdeleyecegiz.

1- Ahsabin kendi AGIRLIGI AZ oldugundan, temele ulasan yükler de azdir. Temel daima ekonomiktir.. Çürük zeminlerde, fay hatti yakinlarinda hatirlanmalidir ..

2- Ahsap yani tahta, FARKLI IKLIM KOSULLARINA dayanir. Islem görmüs tahtalar TEMELLERDE dahi kullanilabilir. Özel boyalar ve son aylarda ülkemizde de imal edilen, sise suyu fiyatina satilabilen sivilarla YANGIN DIRENCI yanmazlik sinirina kadar arttirilabilir.

Yandaki çarpici fotografta belgelendigi gibi, önemli bir yangin sonucu çelik putreller hurdaya dönüsmüsken, çivileri ortaya çikan bir ahsap kiris hala onlari tasimaktadir..


Çelik yapi 10 dakika içinde çökebilirken, ahsap yapi en az bir saat kaçip kurtulmaya zaman tanir. “Emprenye” edilerek, yani kimyasal sivilarla isleme sokularak ÇÜRÜME VE BÖCEK
TAHRIBATI tamamen önlenebilir

3- Montaj ; INSAN GÜCÜ ILE yapilabilir ve HAVA KOSULLARINDAN ETKILENMEZ.. Asiri sicak ve soguk, yagmur ve kar; ahsap hariç tüm yapi uygulamalarini engeller.

4- Çok katli olur mu sorusuna, “arazi gereksinimi” basligi altinda, hiç de böyle bir mecburiyetimiz olmadigi açiklanmis olmasina ragmen, ahsabin çok kat olanaklarini sergileyen asagidaki iki görüntü bu konudaki yersiz endiselere yeterli yanittir..



5- MONTAJDAN HEMEN SONRA TAM YÜKLEME YAPILABILIR Böylece saglamligi denetlenebilir.. Is bittiginde yükünü almis yapi ayakta ise hep ayakta kalacaktir. Sonradan ortaya çikan; kaynak hatasi, eksik demir konulmasi, kalibin erken alinmasi gibi hayati sonuçlari olan, benzer yüzlerce IMALAT KUSURUNU TASIMA RISKI SIFIRA YAKINDIR. Yani, deprem riski de daima sifira yakindir. Bu yüzden Amerika’da konutlarin % 90’u, Deprem bölgesi Kaliforniya’da ise % 99’u AHSAPTIR. Kamu kullanimindaki büyük toplanti salonlari; yangin direnci, statik dayanimi ve 250 metreye kadar açiklik geçme olanagi nedeni ile artik bütün dünyada büyük bir çogunlukla ve ihale ön sarti olarak ahsap kirislerle örtülmektedir.. Iste iki örnek :

6- 250 m2 Ahsap bir yapinin kaba montajinin BES GÜNDE, temelinden halisina BIR AYDA bitirilebilmesi mümkündür. Ülkemizdeki öncü uygulamalarda bu süreler rahatlikla elde edilmistir. Bu yapilar söküldügünde, çok az zayiatla YENIDEN KURULABILIR. Onarim ve PLAN DEGISIKLIGI çok kolaydir.. Kullaniciya “bireysel müdahale” olanagi verir..

7- Ahsap kendi ÇEVRESI ILE KIMYASAL DENGEDEDIR !.. Etkilenmez ve etkilemez.. Çevre ile uyumu nedeni ile, asirlar boyu hizmetini sürdürür.. 600-700 yasindaki camilerimiz, en güzel delildir.



8- AHSAP ENERJI DOSTUDUR. Imal edilirken ve insa edilirken diger yapi malzemelerine göre çok daha az enerji kullanilir. Ahsaba göre, bir metre küp alüminyum 1467 kat, çelik 354, beton 6.5 kat daha fazla enerji tüketilerek elde edilir. Ahsap evi isitmak için de çok daha az enerji harcanir. 10 cm ahsap, 135 cm betonun izolasyon degerine sahiptir.

9- Betonun karisim suyundan; sonraki sulamasina, çakilin büyüklügünden; kalitesine, demirin kalinligindan; islenis biçimine kadar yüzlerce faktörün bulundugunu ve bu yüzden eldeki olanaklarla denetiminin olanaksiz oldugunu ARTIK KABUL ETMELIYIZ..

10- AHSAP, DÜNYADAKI “TEK” DÖNÜSÜMLÜ ve HAMMADDESI “KULLANDIKÇA ÇOGALAN” YAPI MALZEMESIDIR. Dünyada, ahsabi yapi sektöründe kullanan tüm ileri ülkelerin ormanlari küçülmemekte aksine, bilinçli ekim, dogru bakim ve ekonomik deger kazanmasi sonucu her yil %1-3 oranlarinda büyümektedir. Böyle bir kaynak çogaltma sansi olmayan çelik yapilarin dönüsümünde ise ahsaba göre 354 kati daha çok enerji kullanilmaktadir.

11- Biz hala betonarme yapilarin daha saglam nasil yapilacagini tartisiyoruz. Gelin bu kisir döngüden vazgeçelim. Ve AHSABI TEKRAR SAYGIN YERINE KAVUSTURALIM . Amerika’nin, Kanada’nin, Avustralya’nin, Ingiltere’nin, Fransa’nin Almanya’nin Finlandiya’nin ve akli basinda tüm ülkelerin yaptigi gibi..

12- Amaç ahsap fanatikligi yapmak degildir. Ahsap; Ülkemizde ve dünya örneklerinde görüldügü gibi, çelik, beton, tas ve kerpiçle mükemmel bir uyum içinde kullanilabilir. Gerektigi yerde ve gerektigi biçimde.. VAZGEÇMEMIZ GEREKEN BETON FANATIKLIGIDIR !.. Bu yapi sisteminin bant üretime ulastigi ülkelerde ahsap evler betonarmeye göre %10-30 daha ucuzdur. Ülkemizde, henüz baslangiçta olunmasina ragmen basa bas maliyetler yakalanmistir.

13- Sehirler ortalama 20 yilda rant ve fonksiyon farklilasmasi ile kabuk degistirir. Biz bu günden itibaren akillica davranmaya baslarsak ve Tanri bize bu kadar yil avans verirse, TÜM DEPREM RISKINDEN her gün biraz daha ve 20 yil içinde TAMAMEN KURTULURUZ..

14- Toplumda bu bilincin yerlesmesi amaci ile çalismaya basladigimizda, Üniversitelerin ; GEREKLI DERSLERI , Belediyelerin; GEREKLI YÖNETMELIK MADDELERINI koydugunu ve bu isi bilenlerin çogaldigini görecegiz.. Inanin hiç de zor degil. Insan hayatini kurtarmak için, enerji öncelikli, ekolojik ve saglikli bir gelecek için mutlaka degecektir.. Ders alinmis geçmis ise, basarili gelecegin güvencesi olacaktir...

KONUTLARDA ENERJI KULLANIMI, DÜNYA VE ÜLKEMiZ..

Sonunda “kendi enerjisini üretebilme hakki” na dayanacak bir yolun baslangicindayiz. Önce ülkesel, sonra da bireysel anlamda !.. Çünkü bir ülkenin, enerji kaynaklarina sahip ve hakim olmadan çagdaslasmasi ve gerçek bir stratejik güç edinmesi olasi degildir..

Cografi ve siyasi konumumuz ne kadar önemli olursa olsun, enerji temini ve finansmani açisindan disa bagimliligimiz sürdügü müddetçe, askeri kararlarimizi bile özgür irademizle alamaz oluruz. Sanayimiz, rekabet gücünü ve hayatiyetini yitirir. Halkimiz, hak ettigi insani hayat standardinin bedelini ödeyemez olur.

Ancak birbirimize kulak verirsek çözüm üretebiliriz. Inaniyorum ki, el ele vermenin gücünü idrak ettigimizde, artik kendi disimizda bir bagimliligin arayisi bile anlamini yitirecektir. Çünkü artik güç, bizim elimizde olacaktir..

Yillar boyu kendini; müflis hayata aliskin, ahlaki degerlerini yitirmis, verimli bir üretimi hayati boyunca ögrenememis zengin çocuguna harçlik yetistirmek zorunda hisseden bir ülke gibi yönetildik.. Çünkü çocugumuz bu hak etmedigi harçliga artik alismisti. En ufak bir taviz istememiz halinde bagirip çagirip ortaligi ayaga kaldirmaktaydi.. Is adami-siyaset-dis güçler üçgeninde, halki dislayan pazarliklarla yürütülen bir enerji politikamiz oldu..

Yasam konforunu degistirmeden yillik %1,2 artisla yetinebilen gelismis ülkeler kadar hiçbir zaman akilli olamayacagimiz varsayimindan yola çikan eski siyaset, halkin sagduyusu ile alay etmek olmustur. Bu konuda bir milli çözüme ulasmadikça, bu rakamlar üzerinde insa edilecek tüm yatirim ve yaptirimlar yanlis olacaktir. Yeni bir yapilanma ve yeni ümitlerin hedefi olarak bizleri basariya mahkum eden bu millet, öncelikle akilli politikalara ve yönetime layik oldugunun bilinmesini ister...

“Yasamak; enerji kullanmaktir” desek, çok da yanilmis olmayiz. Buradan yola çikarak, “Yasamak; enerjiyi akillica kullanabilmektir” diyebiliriz.. Akillica kullanmak zorunda oldugumuz enerjiye bir göz atalim öyleyse.. Yine hayli kapsamli irdeledigimiz konuya bu rapor kapsaminda sadece birkaç satirla deginecegiz.


Böyle giderse, artan sicakligin doguracagi sonuçlari tasiyamayan bir dünyamiz olacak.. Suya gömülecek kara parçalarini, çöllesecek kitalari, artacak tropik hastaliklari, biyolojik dengelerin alt üst olmasini, kalp hastaligindan astima, doku tahribatindan kansere her türlü hastaligin yayginlasmasini göze alacagiz !.. Bazi hesap bilmezlerin iddia ettigi gibi ucuz degil, su anda dünyanin en pahali enerjisi ! olmasina ragmen aklimiza zorla getirilen soru ;

Ülkemizde bir konutun isitilmasi için Avrupa ülkelerine göre 4 ila 5 misli enerji tüketildigini, sanayicimizin bir ürünü OECD ülkelerine göre 3 kati enerji kullanarak ürettigini ögrendigimizde, gerçek enerji tasarrufunun, üç lambanin birini söndürmekten degil, yasam kosullarimizi yeniden degerlendirmekten geçtigini düsünmeye baslariz.. Fakat bu degerlendirmenin tabanina önce enerjiyi, sonra ekolojiyi oturttugumuzda “konforsuz bir yasam !” önerdigimiz sanilmaktadir.. Yasam kosullarini önerdigimiz anlamda gözden geçirmekten tedirginlik duyanlar; “görgüsüz konfor” ile “gerekli konfor”u birbirinden ayirt edemeyen, ekolojik yasami vejetaryenlik sanan sig görüslerin kurbanidir.

Artik bir çok gelismis ülke, yillik enerji ihtiyaci artisini, yasam kosullarindan hiç taviz vermeden 1980’ler seviyesine çekebilmistir. Bu arada, kendi olanaklarini dünyaya örnek olacak biçimde degerlendiren Izlanda, yakin bir gelecekte, “enerji satin almayan örnek ülke” olmayi hedeflemistir..

Tanrinin ülkemize verdigi nimetlerin sadece enerji penceresinden yorumu, inanilmaz gücümüzü ortaya çikarmaya yeter. Henüz kaynak kullanimina girmeden bile, gelismis ülkelerde oldugu gibi, sadece akilli yapi ve üretim planlamasi ile tüm enerji ihtiyacini derhal yariya indirebiliriz. Basta günes olmak üzere tüm dogal kaynaklarin kullanilmasi, çagdas teknolojinin destegi ve nihayet bu konuda egitimin ve dogru yatirimlarin sürdürülmesi, herkesin kendi enerjisini üretebilir, hatta fazlasini baskalarina satabilir hale gelmesini saglayacaktir. Türkiye’nin beste biri rüzgar potansiyeline sahipken, 12.000 MW kurulu güce ulasan Almanya örnegine göre bizim en az 60.000 MW kurulu güce sahip olmamiz gerekirken, halen 19 MW ta kalmis olmamiz, dünyayi bize güldürmektedir.. %3’ünü kullanirken Dünya yedincisi oldugumuz Jeotermal enerji bir baska örnektir.. Stratejik maden kaynaklarimizi da eklediginizde akla su soru gelmektedir : Yoksa biz “Zengin kaynaklarin fakir bekçisi !” miyiz ?...

Bu ve benzeri olanaklar Allah’in bir lütfudur. Ama görene ama bilene !. Ve var edildi ise, kullanmak da en dogal insan hakkidir.. Engel olmanin, görmezden gelmenin ya da maksatli olarak ertelemenin ise vebalini tasimaya ne partilerin ne de hükümetlerin gücü yetebilir..

21.yüzyilin yapilasmasi; ticari, estetik ve siyasi kaygilari asmak, toplumlarin ve dünyanin gelecegi adina enerji ve ekoloji öncelikli “enerji mimarligi” basligi altinda ele alinmak zorundadir. Bu konu basligi gündeme geldiginde, özellikle akademik çevrelerde "Enerji mimarligi diye bir sey olamaz !. Enerji baska, mimarlik baska ! düsüncesi hakim görünüyordu.. Aradan geçen süre içinde tarafimizdan yapilan çesitli aktarimlar ve yayinlanan makaleler ile artik ne demek istendigi anlasilmisa benziyor.. Bu konunun yerlesik bir disipline dönüsmesi, enerji mimarliginin, olmazsa olmaz bilgi birikimi sayilmasi biraz daha zaman alacaga benzer. Fakat özellikle üniversite ve meslek fuari bulusmalarinda karsilastigimiz gençlerin konuya olaganüstü ilgileri çok ümit vericidir. Sahiplenme duygusu ile "ülkeyi yönetenler bu gerçeklerden haberdar degil mi ?" " biz bu bilgilerin yayginlasmasi için ne yapabiliriz?" diye sormalari, yakin bir gelecekte bu kapsamda basarili ürünlerin ülkemize kazandirilacaginin isaretleridir..

"Enerji Mimarligi", kalici olmayi dogal olanaklarda arar. Dönüsümlü ve yenilenebilir olmayi öngörür. Günes, rüzgar gibi zaten var olan enerjilerin bize asiri gelen boyutlarindan kaçarak degil onlara uyum saglayarak yararlanmaktir kaygisi. Tüketirken “atik” üretmekten sakinir. Elverdigince biyolojik aritma kullanir ve ekolojik dönüsümün parçasi olur.. Raporumuz ile sunulmak istenen proje, ülkemizde bir çigir açacak bu anlayisin, ayagi yere basan öncü uygulamasi olacaktir.

"Enerji Mimarligi" bir anlamda alternatif mimarliktir. Fakat geleneksel mimarlikla çatismayan, onu destekleyen ve tamamlayan bilgileri kullanir. Enerji Mimarligi ayni zamanda ekolojik mimaridir. Çünkü "ekolojik" olmak aslinda dogaya uyumlu yani "ekonomik" olmaktir. Dolayisi ile, bir yandan dogal dengeleri gözetirken ayni zamanda "daha az enerji" harcamaktir. Asagida, bu amaçla tarafimizdan üretilmis iki proje, fikir vermesi amaci ile örneklenmistir.

 

Artik ülkemizde de yayginlasmaya baslayan, havasi alinmis cam tüplü modellerde, dogrudan günesin degil sadece gün isiginin var olmasi ile 85-100 derece arasi su sicakligi elde edilebilmektedir. Günes enerjisinin en ekonomik uygulamasi sicak su elde etme yöntemidir. Günes enerjili sicak su isitma sistemleri, kullanilan teçhizata ve iklim bölgesine göre ortalama olarak 2-4yil arasinda kendisini geri ödemektedir. Bu sistemin yüksek verimli hale gelmesi, isinma amaçli kullanimlarin da önünü açmaktadir.

Günes panelleri ve rüzgar türbinini birlikte veya ayri ayri kullanarak elektrik üretimi için, mevcut sebekeye 2km den uzak olmak, ekonomik sinir olarak kabul edilmektedir. Cam veya metal günes duvari, kuzey ve güney serasi uygulamalari ile konutlari dogal yöntemlerle isitmak ve sogutmak mümkündür. Yerin 2 m altindaki yaz, kis; 15 derece +-5 derece sabit sicakliktan yararlanan isi pompasi ülkemizde de üretilebilecek kolayliktadir ve uygulamalari dünyada gittikçe yayginlasmaktadir. Yani teknoloji bizim hizmetimizdedir. Sadece tesvik edilmeyi ve örneklenmeyi beklemektedir...

Son olarak bilmeliyiz ki; girmeye pek hevesli göründügümüz Avrupa Birligi üyeleri içinde bundan böyle su kurallar geçerlidir : Her türlü binayi yapar, satar ya da kiraya vermeye kalkarken ve herhangi bir sanayi ürününü üretirken artik çevresel degerler, enerji korunumu ve standartlarina uymak zorundasiniz. Bu açidan, elimizdeki; sanayi, kamusal ve konut yapilarinin nerede ise tamami ve üretim yöntemlerimiz standart disidir. Büyük hiz kazanacagi söylenen ihalelerimizin hala ayni umarsizlik ilkeleri ile çikarilmasi halinde; yok edemeyecegimiz, islahi, yeniden yapim bedeli kadar olan, ne devletin ne de özel sektörün kaldiramayacagi büyüklükte anlamsiz bir yapi stoguna ulasacagimizi bilmeliyiz..

Bizce tüm ekonomik sikintilarin altinda enerji hovardaligimiz yatiyor.. Hesapsiz para harcayan simarik çocugumuza, elalemden borç alip harçlik yetistirmek yerine, ona yasamin ve üretimin dogru biçimini ögretebiliriz. Sadece akilli planlama ile daha isin basinda, tüm kapali alanlarda % 50 enerji tasarrufu saglayan bir yapilasmayi hayata geçirebiliriz.

Toplu Konut Idaresi Baskani “2000-2010 Yili Konut Arastirmasi” çalismasina göre Türkiye’de yenileme ve ihtiyaç tarzinda önümüzdeki 5 yil içinde 1.5 milyon konut ihtiyaci oldugunu söyledi. Ve bu yil 400 bine yakin konut yapilmasi gerektigini belirtti. Kamu olarak konut ihtiyacinin en fazla yüzde 10’unu bizzat yapmayi planladiklarini söyledi. Bunun da; model, saglamlik, kalite ve dogru fiyatlari olusturmak amaçli oldugunu önemle vurguladi..

Evet, bu çok önemli bir misyondur. Devlet örgütünün her kesimi, kendine yakisani; yani dogru örnegi, dogru zamanda yapmasini bilmelidir..

SÖZÜN ÖZÜ !..

Artik çagdas bilim, DESCARTES, GALILEO ve NEWTON’UN mekanik dünya görüsünden, holistik=bütünsel görüse yüzünü çevirmistir.

Bize ölü bir dünya sunan, bireysel deneyimi bilimsel saymayan, ölçülebilir olgularin kisitlayici çerçevesinde niteligi göz ardi eden, dünyayi bir makine sanan KARTEZYEN görüs ömrünü tamamlamistir.. Insanlari da bu makinenin parçalari varsayip, sayisal yöntemlerle, meslek, is ve yasam mekani kurgulayan mantigin sonu gelmistir..

Fakat hala, birçok bilim adaminin amaci; bütün içindeki yerini betimlemek, yasami ilerletmek ve korumak degil, yikmaktir.. KIMDIR BUNLAR ?.. Gezegendeki yasami silecek silahlari tasarlayan FIZIKÇILER, Küresel çevreyi kirleten KIMYACILAR, Sonuçlari bilinmeyen mikroorganizmalari ortaya çikaran BIYOLOGLAR, Bilimsel ilerleme adi altinda hayvanlara iskence eden sözüm ona ARASTIRMACI ! DOKTORLAR ve PSIKOLOGLAR..

Ve de, malzemenin ve sistemin tasidigi yasamsal risk faktörlerini hesaplamadan, tasarimlarini enerji ve ekoloji adina sorgulamadan imal ve insa eden : SEHIR PLANCISI, MIMAR ve HER BILIM DALINDAN MÜHENDISLER..

Bu raporun kurgusu içinde sunulan yerlesim modeli, “kimdir bunlar ?” sorusunun kapsadigi, günümüz kosullarina, çagimizda ulasilan felsefi ve bilimsel düzeye yakismayan eylemlerin disinda da bir dünya olabilecegini dogrulayan, basarili bir yasam modeli sunacaktir.. Elde edecegi; bilimsel, yapisal ve kurgusal basari ölçeginde, dünya genelinde örnek bir “ilk”e de imza atacagindan kuskumuz yoktur.

Bir felsefi yaklasim olarak “An”i yasamak zihinsel bir erdemdir. Fakat bu beceri, ancak yasamin sürekliligi kabul edildiginde ulasilan bir düzeydir. “Benden sonrasi tufan !” deyisi; ani yasamayi degil, yasami iskalamayi anlatir. Bu öneri ile, Tanrinin insanliga ve özellikle ülkemize sundugu tüm nimetleri akillica kullanarak, bir yandan yasam konforumuzu yükseltirken diger yandan ülke ekonomisine en yüksek degerde katkiyi saglayacak yatirimi da gerçeklestirecegimize inaniyoruz..

Saygilarimizla..