![]() |
|
![]() |
||||||||||||||||||||
İlk yıl giriş sınavını beceremediğimden, 1964 de Almanya’da mimari büroda bir yıl çalıştım. Ertesi yıl Türkiye’ye dönüp, tek tercihim olan Güzel Sanatlar Akademisine girmeyi becerdim. “Mimarlık böyle mi öğretilmeli ve öğretilenler doğru mudur ?..” tartışması o yıldan itibaren başladı. 1968 de “oy ve söz hakkına sahip” ilk öğrenci temsilcisi idim. Ki hayali cihan değer !.. O zaman başlattığımız bazı mesleki tartışmalarının 40 yıldır “sadece tartışılıyor !” olması üzücü de olsa ülkemin gerçeğidir. Eşim Afet Erengezgin, yine Akademi Seramik Bölümünden, benzer problemlerle boğuşarak 1972 yılında birincilikle mezun oldu. Sanat etkinliğini sergileri ve yazıları ile, zihinsel etkinliğini ise gittikçe artan dost halesi ile sürdürüyor. 1999 öğretim yılında, Uludağ Üniversitesi Mimarlık Bölümünde “Temel Tasarım Dersleri” verdi.. Eski Akademi ve şimdiki adıyla Mimar Sinan Mimari Bölümden mezun olan kızım “Çavlan” Orta Doğu Teknik Üniversitesinde Şehircilik konusunda master denilen “Ustalık” çalışmasını sürdürüyor. Bir yandan da Hocası ve altı arkadaşı ile birlikte bence Diyarbakır’ın geri kazanımı demek olan, master plan çalışmalarını sürdürüyor. Erken atıldığı iş hayatının kaygıları yüzünden Heykel bölümünden sonunda diplomasını alan oğlum “Başat”ın, kızım ve bizimle birlikte aynı sorunları yaşamış ve yaşıyor olması beni, bu konuda bir şeyler yapmak gerektiği noktasına getirdi.. 13 yıldır korumamız altındaki oğlumuz “Turan” Kazakistan’da okuyor ve onu da tüm sorunlar pusuda bekliyor.. Bir de “Mehmet”var “Ceyhun” var “Aşkın”var. Turan gibi manevi çocuklarımız..Bize anne ve baba derken gözlerinin içi gülen bu çocuklar bizim de yüreğimize sevinç dolduruyor.. 97 yılından itibaren “Mimarlık”, “Eğitim” ve “Mesleğimiz açısından Ülke Sorunları” hakkında yazmaya başladım. Bu güne kadar 100’ü aşkın mesleki dergi ve gazetede makalem yayınlandı. Yine yüzü aşkın sempozyum ve konferansta, üniversitelerde, TV ve radyoda, halka açık söyleşilerde bildiğim doğruları anlatmaya gayret ettim. Özellikle genç izleyici ve okuyucularımdan ve de gönlü genç öğretim üyesi dostlarımdan gelen mesajlar, beni yüreklendirmeye devam ediyor. 2000 yılında, Ulusal Ahşap Birliği’nin kurucularından olma şansına eriştim. “Ahşabın Gücü”, “Enerji ; Yaşamın Çekirdeği” ve “Bilimsel Olmak” başlıkları ile iki yıl sürdürdüğüm forumlar Turk.net’de yoğun bir ilgi ile misyonunu tamamladı.. “Enerji; Yaşamın Çekirdeği” başlığı ile, bence mimarların ve ilgili diğer meslek gruplarının bugüne kadar hayli ihmal ettiği bir konuda, otuzu aşkın uzman bilim insanı dostumla birlikte sürdürdüğüm kitap çalışması, tavanı açık bir araştırma olarak devam etmekte ve bir yandan da mesleki dergilerde bölüm bölüm yayınlanmakta.. Bu gayretin de, Ahşap Birliği örneği “Ulusal Enerji ve Ekoloji Birliği” olarak hayata geçirilmesi ve sivil toplum örgütlenmesine dönüşmesi, hayallerimi süslemektedir. Bu günlerde çalışmalarımızın ağırlığı; “Kendi Enerjisini Üreten Yapılar” üzerindedir.. “Enerji Mimarlığı “ başlığını ortaya attığımdan beri, bu başlığın altını doldurma gayreti içindeyim yani… Mezun olduğumuz yıllarda “Ben mimarım !” dediğimizde ne iş yaptığımızı algılayamayan kesimin son on beş yıl içinde büyük bir süratle konunun önemini ve ciddiyetini kavrıyor olması sevindiricidir. Özgürce mimarlık yapabilmek için finans kaynağı olması ümidi ile mobilya atölyesi çalıştırmaya başlamamı ve bu işi , “İç mimarlık” ikinci mesleğim olana kadar 20 yıl sürdürmemi ; mimarlığa anlamsız gözlerle bakan eski anlayışa borçluyum. Bu uzun deneyim bana gerçek tasarımın arsadan başlayıp sandalyenin bacağına kadar giden uzun yoldaki tüm detayların çözümü olduğunu öğretti. Aynı anda aynı proje üzerinde birçok mimarın birden çalışmasına olanak veren yazılımlar ve destek programları ile 22 yıl öncesinden başlayan bir tanışıklığım var. Sivil toplumum gücüne inanarak ; bazen alçak sesle ama genellikle haykırarak kaleme aldığım makaleler, söyleşi ve projelerimdeki fikirler şu cümlede özetlenebilir : “Düşündüğünü özgürce söylemek ve söylediğini yaşamak !..” Kişilerin ve kurumların asli görevinin; kendi varlıklarını bencilce sürdürmek değil topluma ve doğaya karşı sorumluluklarını yerine getirmek olduğuna inanıyorum.. Ve bu yaklaşımın aslında kendi varlığımızın yegane sigortası olduğunu düşünüyorum.. Bürom, 25 yıldır oturduğumuz Ürünlü Köyündedir. Uludağ Üniversitesinin karşı komşusuyuz. Doğa sevgisi bizi köye yöneltti.. Aynı doğa sevgisi bize tüm insanları ayrım gözetmeksizin sevmeyi öğretti.. Adres : Ürünlü köyü BURSATel : 224 – 496 10 12Faks : 224 – 496 10 67e-mail : cabatasarim@turk.net |
|
|||||||||||||||||||||